Hakkımızda

ECE AJANDASI 1910

O ki, topraklarında milyonların tarihi yatar sessizce, sanki birgün birilerinin hikayesini anlatmasını beklercesine. ECE’nin tarihi de İstanbul’la başlar...

1868 doğumlu Mehmet Sadık Bey savaş bölgesinden bir rüya ile İstanbul’a geldiğinde henüz 14 yaşındaydı. Matbua ve kırtasiyenin kalbinin attığı Beyazıt’da AFİTAP’ı açtığında sene 1892 idi. Kendi mükemmeliyetçi imalatının yanı sıra, o devirde Avrupa ve Amerika ile yapmış olduğu ticaret, ECE ve AFİTAP’ın bugünkü sağlam temellerini oluşturdu. Kırtasiye ve matbua anlayışını değiştiren ileri görüşlülüğüyle bir sürü ilke imzasını atan Mehmet Sadik Bey kısa bir surede ustun bir saygıdeğerliğe erişti.

Daha sonrasında Osmanlı’nın kitap ve yayın camiasının ileri gelenlerinden Maarif Kütüphanesi ve Saatli Maarif Takvimi kurucusu Hacı Kasım Bey’in keskin zekası ve sivri diliyle tanınan kızı Talat Hanım’la evlendi. 1910 yılında ajandalarıyla sektöre damgasını vuran Mehmet Sadık, o dönemde “hatırlatmak ve hatırlamak için yazılan” anlamına gelen MUHTIRA’ları çıkarttı. Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemleri, zorluklar gözetilmeksizin ajandalar basılmaya devam edildi. Daha sonrasında, Mehmet Sadık Bey'e yaptığı işlere münasip olan Kağıtçı soyadı verildi.

ECE'ler 1930'lu yıllarda aşkın defterleri olarak kullanılmaya başlandı. Bir rivayete göre Mehmet Sadık Bey'in büyük oğlu Ahmed Afganistan'a çıktığı seyahat süresinde bir kadına aşık olur. Sevdiceğine vermediklerinde hayatı kararan Ahmed, aşkına sahip olamayacaksa ölmeyi yeğleyeceğini söyler ve kısa bir süre sonra intihar eder. Uğruna oğlunu kaybettiği kadının da adı Ece olduğundan, ajandaları aşkın defterleri olarak satmaya başlar. Daha sonrasında ilk Türk Dünya güzeli seçilen Keriman Halis'e Atatürk bizzat Ece soyadını verdiğinde, aile Ece isimli ajandayı Keriman Halis'e adar, tekrar bir kadının güzelliğinde ECE isminin yaşaması için.

Mehmet Sadık II. Dünya Savaşı'nın yokluk döneminde ayakta kalıp, ECE ve AFİTAP'ı oğlu Mürteza Sadık Kağıtçı'ya devretti. 60'lı yıllarda iş dünyasının bir vazgeçilmezi haline gelen ECE'ler bugün halen aynı el işçiliğiyle üretilmeye devam ediliyor.

Bir zamanlar denmişti ki: ”ECE’lerin sayfaları karıştırılırsa Türkiye’nin tarihi yeniden yazılabilir.” Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişini sayfa sayfa tarihe kazıyan ECE’ler İnkılaplar öncesi Osmanlıca-Fransızca basılırken, Cumhuriyet döneminde Latin Alfabesiyle Türkçe basılmaya baslandı. Altın yazmalı kara kaplı defter Osmanlı Sultanlarından, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye; siyasetçilerden yazarlara, tüccarlardan sanatçılara herkesin hayatının bir parçası oldu. Acılar ve sevinçler, rüyalar ve hedefler, borçlar ve alacaklar-yani hayatlar, hepsi birer yaprak ECE’lerde.

 ECE bir marka olmanın ötesinde bir deyiş, bir vurgu, bir hikayedir; bir koku bir his, bir farklı dokunuştur. ECE bir ailedir. Herşeyden önemlisi acılarıyla ve sevinçleriyle, doğrularıyla ve yanlışlarıyla tüm gerçekliğiyle besinci nesline kadar uzanan bir İstanbul ailesidir.